
| ET FİYATLARI NEREYE GİDİYOR? |
|
|
| Yazar Galip KAYA | |
|
Ülkemiz coğrafi özellikleriyle her türlü hayvansal üretim açısından uygun ortam ve önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak son yıllarda uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle ülkemiz hayvan populasyonunda çok ciddi düzeyde azalmalar olmuştur.
Böylece bir zamanlar ihracatçı konumunda olan Türkiye bütün bu gelişmelerden sonra ithalatçı ülke konumuna gelmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan son verilere göre Türkiye’de 2009 yılının ilk 6 aylık döneminde, 2008 yılının ilk 6 aylık dönemine göre et ve sakatat ithalatı % 555.9 artmıştır. Bu normal olmayan artış, ülke hayvancılığında yaşanan sıkıntıların daha da artmasına neden olmakta ve milli ekonomimizde büyük ölçüde kayıplara yol açmaktadır.
Ülkemizde kırsal kesimde yaşayan insanların önemli geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık yıllardır süren hatalı hayvancılık politikaları neticesinde hayvan yetiştiricilerinin büyük sorunlar yaşamasına sebep olmuştur. Zor ve yoğun emek isteyen bir iş olan hayvan yetiştiriciliğinden insanlarımız uzaklaşmaya başlamıştır. Günümüzde hayvansal ürünlerin tüketiciye satış fiyatları bunun üreticilere yansıması doğru orantılı olamamaktadır. Yaşanan sorunlar beraberinde kırmızı et fiyatlarında istikrarsızlığı beraberinde getirmektedir.
Kırmızı et üretiminde yaşanan en önemli sorunlardan biri, hastalık mücadelesinin ve koruyucu hekimlik uygulamalarının yeterince yapılamamasıdır. Serbest Veteriner Hekimlerin salgın hastalıklarla mücadelesinde istihdamı hakkında kanun ve yönetmelikler yıllar öncesinde çıkarılmış olmasına rağmen etkin bir şekilde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca uygulamaya sokulmamıştır. Yine idarece yapılan hatalı uygulamalar neticesinde ülke çapında hayvan ve insan sağlığının korunmasında büyük öneme sahip Serbest Veteriner Hekimlik mesleği Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi yeterli güce ulaşamamaktadır. Baş edilemeyen hayvan hastalıkları ekonomik kayıpları beraberinde getirmekte fiyat artışına sebep olmaktadır.Yem ve ürün arasındaki fiyat paritesinin sağlanamaması, bilimsel hayvancılığın yapılamaması, aracıların ürünün fiyat artışını maniple etmeleri, ürün maliyetinin yüksekliği tüketicilerin yüksek fiyatlarla ürüne ulaşmasına sebep olmaktadır.
Yem bitkileri ekim alanlarıyla, çayır ve meraların imar alanlarına çevrilerek tahrip edilmesi ham madde yetersizliğine ve bu da girdi maliyetlerine artışa yol açmaktadır. (tarımsal alanlar da insan yerleşim yerlerine dönüştürülmesi doğal afetlerin oluşmasında etkin olmaktadır. Oluşturulan betonlaşmanın cezasını insanoğlu sel dediği ve aslında kendi elleriyle adım adım hazırladığı sel felaketiyle ödemiş ve ödemeye devam edecektir). 24 Ocak 1980 yılında alınan ekonomik kararların ardından kamu sektöründe fonksiyonel örgütlenme adıyla yapılan reorganizasyon ile veteriner teşkilatının lağvedilmesi ve yerine halen tam olarak işlevinin ne olduğu bilinmeyen, bitki ile hayvanı birbirinden ayırt edemeyen teşkilatın ıslah ve hastalıklar konusunda gereken ilerlemeyi sağlayamaması günümüzde yaşanan sorunların başlıca nedenleridir. “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” özdeyişindeki gibi şartlar 1982’de Devlet Üretme Çiftlikleri ve Haraların Veteriner Teşkilatından kopartılıp ayrı bir birime bağlanmasıyla başlamış, 1984’te veteriner teşkilatının yok edilmesiyle devam etmiş, daha sonraki süreçlerde kalkınmada birinci önceliğin sanayiye verilmesiyle tarım ve hayvancılık unutulmuş, 1982’ye kadar canlı hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısı olan ülkemize yurtdışından canlı hayvan ve et ithalatının yolu açılmış, dışarıdan canlı hayvan getirenlere teşvikler verilmiş ve bu teşvikler o kadar abartılmış ki yetiştiriciler ellerindeki yerli ırk hayvanları kestirip dışarıdan hastalıklı ve ülkemiz şartlarına dayanamayan kültür ırkı hayvanları getirterek hayvancılık yapmaya zorlanmış, ancak bu kültür ırkı hayvanların ülkemiz şartlarına dayanamayıp telef olması sonucunda yetiştirici borçlandırılarak yok edilmiştir.
Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre; 1982 yılından bu güne kadar sığır mevcudu, 14.4 milyondan, 10.5 milyona, koyun mevcudu, 49.6 milyondan 25 milyona gerilemiştir. Aynı zamanda çayır ve mera alanlarımız ise 21 milyon hektardan 12 milyon hektara inmiş durumdadır. Bu tablo ülkemiz hayvancılığına verilen önemi tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ülke hayvancılığı her geçen gün ciddi boyutlarda kayıplara uğramaktadır. Bunun da doğal sonucu olarak ülkemizde hayvancılıkla geçimini sağlayan önemli çoğunluk maddi ve manevi sıkıntı içerisindedir. Bu arada ülkemizin hayvancılık deposu diye adlandırılan ve mera yapısı nedeniyle koyunculuk yapmaya elverişli Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarıyla tek geçimi hayvancılık olan insanlar büyük zarar görmüş ve görmeye devam etmektedir. Bunun sonucunda koyun miktarı ve üreticilerinin sayısı azalmıştır. Ekonominin temel ilkesi gereği talep artışı, arzın düşmesi fiyatların artışına neden olmuştur. Son yıllarda iyice düşmeye başlayan koyun varlığının diğer nedenleri arasında, koyun sütünün para etmemesi ve üreticinin sütü zararına satması nedeniyle ellerindeki dişi koyunları elden çıkartması, kuzu etinin lezzet açısından daha cazip olması ve para getirmesi nedeniyle de kuzuların daha erişkin hale gelmeden kesime gönderilmesi sayılabilir. Bu nedenle Kurban Bayramı’nda koyun satışı yapacak olan aracıların bu yıl ilkbaharda doğan kuzuları Haziran-Temmuz aylarında yaklaşık 250 TL’ye topladığı ve bayrama kadar yapacakları masraflarla ve üstüne koyacakları karlarla yaklaşık 500 TL’ye satacaklarını tahmin etmek zor olmamalıdır.
Besi hayvancılığı ve kırmızı et sektörünün sorunları ülkemizde hem ciddi anlamda istihdam sağlaması hem de milli ekonomimize önemli katma değer sağlaması açısından ülke sorunu olarak algılanmalıdır. Bu sorunların aşılabilmesi, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Veteriner Teşkilatın tüm birimleriyle yeniden kurulmasına, Serbest Veteriner Hekimlerin yetkilendirilerek bu teşkilatın mücadele programlarına entegre edilmesine küçük aile işletmelerinin geliştirilerek orta ölçekli işletmeler haline getirilmesine ve AB ülkelerinde olduğu gibi reel anlamda teşvik ve desteklenmesine bağlıdır. Bu gün ülkemizde hayvancılık tamamen dışlanmış bir konumdadır. Hayvan yetiştiricileri devletin ilgi ve desteğinden yoksun olarak kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Desteklemeler günü kurtarma adına yapılmakta olup tamamen yetersizdir. Hayvan yetiştiricisi işini terk edip şehirlere göç etmektedir. Dolayısıyla ülkemizde kırmızı et üretiminde çok hızlı düşüşler ortaya çıkmaktadır. Bu düşüşü ithalatla karşılamak doğru bir yaklaşım değildir. Ülkemize kaçak et ve hayvan girişleri mutlaka önlenmeli ve kayıt dışı kesimlere engel olunmalıdır. Kırmızı ette toptan ve perakende teslimlerde yüzde 1, 8 ve 18 olan KDV’nin farklı oranlarının kaldırılması, süt ve süt ürünleri sektöründe olduğu gibi yüzde 8 olarak tek bir oran halinde uygulanması, sektördeki kaçağın ve kayıtdışılığın önüne geçecektir.. Ülke insanımızın sağlıklı beslenmesinde hayati öneme sahip olan hayvansal ürünler piyasa ekonomisinin insafına terk edilmemeli, sosyal devlet anlayışı içinde tüm kesimlerin sürdürülebilir yaşam için sağlıklı beslenme ihtiyaçlarının karşılanması sağlanmalıdır. 27.09.2009
Yahya HAMURCU Hatay Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı
|
|
| Son Güncelleme ( Salı, 13 Ekim 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
TEB’TEN VETERİNER HEKİMLERİMİZE BAYRAM KAMPANYASI
MASRAFSIZ
ÜSTELİK KEFİLSİZ EVRAKSIZ İHTİYAÇ KREDİSİ
FATMA KURU
BİREYSEL PORTFÖY
YÖNETMENİ
TLF:3262252880
DAH:123-113
36 AYA KADAR
İSTEDİĞİNİZ TUTARDA.
![]() | Bugün | 26 |
![]() | Dün | 38 |
![]() | Bu Hafta | 187 |
![]() | Bu Ay | 129 |