
| Et ithalatına zemin hazırlanıyor |
|
|
| Yazar Galip KAYA | |
|
Türkiye’de bu gün itibariyle et-süt açığı yoktur. Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız 81 ilde acil sayım yaptırarak 2 milyon 69 bin besi danası olduğunu tespit ettirmiştir. Bu kadar hayvanın beside olması halkımızın beslenmesi için ihtiyaç olan 500.000 ton et demektir.
BASIN AÇIKLAMASI
Et ithalatına zemin hazırlanıyor
Türkiye’de bu gün itibariyle et-süt açığı yoktur. Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız 81 ilde acil sayım yaptırarak 2 milyon 69 bin besi danası olduğunu tespit ettirmiştir. Bu kadar hayvanın beside olması halkımızın beslenmesi için ihtiyaç olan 500.000 ton et demektir. Genelde 6’şar aylık periyotlarla besi yapıldığı için bu rakamı 2 ile çarptığımızda yılda 1 milyon ton et demektir. Buna ayrıca koyun keçi eti üretimini de dahil ettiğinizde üretimin ihtiyacı karşılamada bir sorun olmadığı görülecektir. Rusya’ya beyaz et, tavuk eti satmaya başladık. Daha üç beş ay önce Lübnan’a, Ortadoğu ülkelerine koyun eti ihraç ettik. Keza denizlerimizde ki kültür balıkçılığının da gelişmesi ile balık eti de günlük yaşamımıza girdi. Ülke insanımızın sağlıklı beslenmesinde büyük öneme sahip etin sürdürülebilir istikrarlı varlığının sağlanması için üretimini daha da artıracak önlemler almalıyız. Yanlış politikalar ve terör sebebiyle yarı yarıya Koyun keçi sayımız azalmıştır. (1980’lerde kişi başı 1 koyun iken 2010 da 3 kişiye 1 koyun haline gelmiştir.) Orta doğuya hayvan ihraç eder konumumuza yeniden gelmeyi başarmalıyız. Üretimi ve kaliteyi arttırıcı uzun vadeli projeler hazırlanmalıdır. Dünyada gıdanın stratejik önemi giderek artmaktadır.
Türkiye hayvancılık sektörünün karşı karşıya olduğu sorunlar, geçen yıllar boyunca katlanarak artıp günümüze kadar gelmiştir. Cumhuriyet boyunca sağlanan gelişmelere karşı özellikle örgütlenme alanında yaşanan boşluklar, sınırların kontrol altına alınamaması, etkin bir hayvan hastalık kontrol sisteminin kurulamaması (var olan sistem 1980 sonrası lağvedilmiştir), IMF ve Dünya Bankasının dayatmalarıyla yanlış et ithalatı yapılması ve bu tür ürünlerin stratejik ürünler olarak görülmemesi nedeniyle hayvancılık sektörü (tarım sektörü de buna dahildir) deyim yerindeyse katledilmiştir. 1996’dan sonra İngiltere’de ortaya çıkıp Avrupa ülkeleri ile ABD’yi etkileyen deli inek HASTALIĞI nedeniyle zorunlu olarak kesintiye uğratılan et ithalatı, günümüzde değişik oyunlarla yeniden sahneye konulmaya çalışılıyor. 1995’te bir oldu bittiyle imzalatılan Gümrük Birliği anlaşması gereğince doldurmak zorunda bırakıldığımız yıllık et kotası her seferinde önümüze konuyor. Peki niye böyle oluyor? Hemen söyleyelim. Sorun Ulusal Güvenlik sorunudur. Özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra gıda stratejik bir silah olarak ele alındı. Artık günümüzde ülkeler topla, tüfekle, silahla fethedilmiyor. Etki altına alınıyor ve sömürülüyor. Sağlıklı beslenemeyen toplumlar her zaman etki altına alınmaya mahkumdur. Hiçbir zaman ot yiyen, et yiyene üstünlük sağlayamamıştır. Toplumların bugün hayvansal proteinlere karşı duyduğu ihtiyaç reddedilemez bir gerçektir. Ayrıca hayvansal proteinlerin yerini bitkisel olanların da alamadığı bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Bulgur, patates gibi nişastalı ürünler kas gücünü, hayvansal ürünlerse beyin ve zeka gücünü artırır. Bu nedenle zeki insanlar, fiziksel gücü yerinde ama zekası kıt olan insanları hep idare etmişlerdir. En büyük güç zekadır. Halk Sağlığına Tehdit Günümüzde Türkiye’de yaşayan nüfusun kırmızı et ihtiyacının %50’sinin kaçak kesim veya yurda kaçak olarak getirilen canlı hayvan veya etlerden karşılandığı artık hükümet kayıtlarına da girmiş olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca et fiyatlarının biraz da artmasının akabinde basın yayın organlarında “insanlara at ve eşek eti de yedirilmeye başlandı.” şeklinde haberler çıkmaya başlamıştır. Et fiyatlarını ucuzlatma bahanesiyle ileri sürülen gerek hayvan gerek et ithalatı halk sağlığı açısından büyük tehlike oluşturan BSE [Bovine Spongioform Encephalopathy (Deli İnek Hastalığı)]’nin ülkemize taşınması tehlikesine yol açacaktır. BSE’nin insan sağlığına yaratmış olduğu büyük tehdit bugün tıp alemince bilinen bir gerçektir. Ayrıca gerek hayvan gerekse hayvansal ürünlerin ithalatı zaten üretim yönünden istikrarsız olan hayvancılık sektörümüzde ciddi boyutlarda et ve süt veriminde düşüşlere neden olacaktır. Bugün hayvanlarımızda görülen bulaşıcı hastalıkların bir çoğu hep aynı bahanelerle değişik yıllarda yapılan hayvan ithalatları ve kaçak olarak yurda sokulan hayvanlar ile ülkemize taşınmış bulunmaktadır. Bu hastalıkların gerek tedavi giderleri, gerek üretim açısından ulusal ekonomimize getirdiği maliyet milyar TL’leri bulmaktadır. Olay başka bir açıdan değerlendirildiğinde hayvancılığa sadece parasal destek verilmesinin yeterli olmadığı açıktır. hayvan hastalıklarıyla etkin mücadele edilmeden hayvansal üretimdeki kayıpların engellenemeyeceği aşikardır. Çünkü siz ne kadar üretirseniz üretin eğer ülkenizde (SALGIN HASTALIKLARIN) bir şap hastalığının önüne geçemiyorsanız bunları ihraç edemez ve ekonomiye yönelik istenen ölçüde bir katkı sağlayamazsınız. Üstüne üstlük ürettiğinizi de gömmek zorunda kalır ve yapmış olduğunuz tüm emekleriniz ve masraflarınız boşa gitmiş olur. Bu nedenle hastalıklarla mücadele sistemleri doğru bir şekilde yeniden organize edilmeli, serbest veteriner hekimlerin kamusal hastalık mücadele programlarına entegre edildiği özerk veteriner teşkilatlanma yapısıyla etkinliği arttırılmalıdır. Hayvancılık sektöründe yapısal bozuklukları giderecek, sektörün potansiyelini harekete geçirecek, resmi veteriner teşkilat yapısında ve serbest veteriner hekimlikte yeni örgüt model ve yapılanmalarına gitmek 21. yüzyılda uygar bir ulus olmanın da gereğidir.
Yapılması gereken bellidir. Bütün bu görüşlerin ışığı altında hayvancılığın bitkisel üretimden farklı kendi başına bir özelliği olduğu da düşünülerek ayrı bir örgütlenme biçimi altında düşünülmesi zorunludur. Hayvancılığın içinde bulunduğu durum ve stratejik yapısı gereği hem üretim hem de hastalıklarla savaş birimlerinin aynı çatı altında olması, hizmetlerin etkinliğini arttırmaya yönelik uygun bir yaklaşım tarzı olacaktır. Buna ilişkin veteriner araştırma enstitülerinin de teknik farklılıkları olması nedeniyle bu birime bağlanması gereklidir. Aksi takdirde 1980’lerden itibaren hayvancılığa yönelik yapılan bütün olumsuzluklar, son bir darbe ile bu sektörün tamamen yok olmasına yol açabilir. Et fiyatlarındaki suni artış ithalata zemin hazırlamaktır. Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sayın Mehdi EKER’de tüm baskılara rağmen hala Et ve Hayvan ithalatına direnmeye çalışıyor. Bir kaç ithalatçıdan başkasına yararı olmayacak üreticiyi ve çiftçiyi tamamen yok edecek bu projeye asla geçit vermemesini talep ediyoruz. Bu konuda idarenin ithalata izin vermeyen kararlı tutumu et fiyatlarının önümüzdeki günlerde düşüşünü sağlayacak en önemli etkendir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinde besicilik yapacaklara getirilen yeni desteklemelerin, terör nedeniyle yok olan bölge hayvancılığını canlandıracağına inanıyoruz. Türkiye’nin et ihtiyacının bu yolla kapatılacağına, ayrıca yöre insanının ekonomisine katkı koyarak iç barışa da hizmet edeceği aşikârdır. Bununla birlikte ülke genelinde hayvancılık havzalarında yapılacak teşviklerin de üretimde istikrarı sağlayacağı bilinen bir gerçektir. Ancak teşviklerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi çok büyük ölçekli işletmelerin desteklenmesinden daha büyük öneme sahiptir. Yapılan teşviklerde hayvancılığın tekelleşmesinin ve büyük şirketlerce hayvansal ürünlerin fiyatlarının manuple edilmesinin yolu açılmamalıdır. Bu sebeple fiyat istikrarı ve istihdam yönünden özellikle orta ölçekli işletmelerin teşvik görmesi küçük ölçekli işletmelerin ise yapılan teşviklerle orta ölçekli işletmeler haline getirilmeye çalışılması büyük önem taşımaktadır. 1986 da kapatılan Veteriner Teşkilatı girmeye çalıştığımız Avrupa Ülkelerinde olduğu gibi aynı müktesebatla yeniden açılmalıdır. Hayvancılık sektörü çiftlikten sofraya kadar aynı çatı altında toplanılmalıdır. Dünya nüfusunun artması neticesinde beslenmede temel öğe olan hayvansal gıdanın önemi giderek daha fazla anlaşılmaktadır. Ülkemiz tüm Orta Doğu’yu besleyecek kadar verimli ve geniş topraklara, uygun İklim koşullarına sahiptir. Meralarımız acilen ıslah edilmeli ve kaba yem üretimini arttırıcı tedbirler alınmalıdır. Sanayiye ucuz işgücü sağlamak anlayışıyla kırsal kesim nüfusunu %19 a düşürmeyi hedefleyen köylü ve küçük üretici kentlere göçe zorlayan bozuk yapıya son verilmedir. Bu durum kentlerde de çarpık bir gelişimin ortaya çıkarak ülke kaynaklarının bu alanda da heba edilmesine yol açmaktadır. İnsanların doğduğu yerde çağdaş şartlarda üreterek yaşama isteklerinin bir hak olduğu unutulmamalıdır. Hayvancılık kalkındırılmadan kırsal kalkındırılamaz. Kırsal kalkındırılmadan da, ülke kalkınması başarılamaz. 03.03.2010
Yahya HAMURCU Hatay Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
TEB’TEN VETERİNER HEKİMLERİMİZE BAYRAM KAMPANYASI
MASRAFSIZ
ÜSTELİK KEFİLSİZ EVRAKSIZ İHTİYAÇ KREDİSİ
FATMA KURU
BİREYSEL PORTFÖY
YÖNETMENİ
TLF:3262252880
DAH:123-113
36 AYA KADAR
İSTEDİĞİNİZ TUTARDA.
![]() | Bugün | 13 |
![]() | Dün | 25 |
![]() | Bu Hafta | 106 |
![]() | Bu Ay | 265 |